
Some of you may know that Mando Diao has released a new album: Give Me Fire.
It's amazing how the album grasps you, never lets you listen to anything else...
That's what it did to me anyway.
I suggest all who takes their precious time to read this journal to listen to the new album...
Ok.
Now some info.
My final exams are just 9 days away now.
Being a 4'th grader in law school and working 3 days a week in a law firm is kinda hard and much time consuming.
I can't find the creativity or guts in me to take any photographs for at least 6 months...
I ain't happy with it...
I want to take photographs again.
I need the emotional push for it. It's been quite silent around here for a year now...
I use all the free time i have to read and create in other mediums though, I'm writing short stories, law-related articles and of course, playing the bass. (one of which got published in a law-related magazine, it was a huge surprise)
Oh and some bad news, for me anyway, my old band "Sapan" kinda got disbanded...
Well, not officially disbanded but it doesn't seem like we'll be playing or recording anymore...
Anyway, that's kinda all about me for now.
Wanted to get rid of the old journal...

Bazılarınızın bileceği üzere, Mando Diao yeni bir albüm piyasaya sürdü: Give Me Fire.
Albüm öyle bir yakalıyor ki, insanın başka şey dinleyesi gelmiyor.
En azından benim için durum böyle.
Kıymetli vaktini ayırip bu cörnılı okuyan herkese şiddetle yeni albümü dinlemelerini tavsiye ediyorum.
Biraz bilgi.
Finallere kaldı 9 gün.
4. sınıf hukuk öğrencisi olmak ve haftanın üç günü işe gidip gelmek hakikaten zor .
İnsanın hiçbir şey yapmaya vakti kalmıyor.
Şu aralar fotoğraf çekmek için ne yaratıcılığı ne de götübulabiliyorum kendimde.
Rezil bir durum.
Bence fotoğraf çekmek göt isteyen bir şey, o nedenle iyi-kötü ayırt etmeksizin her fotoğraf çekene saygı duyuyorum.
Yeniden fotoğraf çekmek istiyorum.
Bunun için de duygusal olarak itilmeye ihtiyacım var.
Ortalık aşağı yukarı bir yıldır sessiz
Tüm boş vaktimi okuyup bir şeyler yazarak geçiriyorum. Hikaye olsun, deneme olsun, hukuki makale olsun
(Nisan ayı Güncel Hukuk dergisinde yayımlandı bir tanesi, acayip şaşırdım.) Ha bir de bass çalmaya devam tabii ki
Ha bir de, Sapan dağıldı gibi bir şey. Resmen dağılmış değiliz de, öyle işte
Neyse, benden bu kadar şimdilik.
Eski cörnıldan kurtulmam gerekiyordu.


Mutüntü
Bu, içimdekilerin dijital ve ruhsuz bir daktiloyla ekrana dökülmesidir. Şayet gerçek bir daktiloyla yazıyor olsaydım, vuruşlardan halet-i ruhiyemi anlayabilirdiniz.
Efendim şöyle:
Can yanması nedir bilir misiniz?
Elin kesilir canın yanar, geçer.
Düşersin canın yanar, geçer.
Üzülürsün canın yanar, geçer.
Mi?
Montaignedi sanırım, demişti ki
Mutlu olmak, mutluluğu aramamaktır.
Fazla doğru.
Mutluluğu aramak nedir ki?
Mutlu olma çabasıdır.
Yaramaz veletler, yedikleri dondurmaların çubuklarıyla toprakta -ağızlarının içine benzeyen- çukurlar açarlar, içine tukurup çamur yaparlar.
Sen de veletlerin çukura attıkları karıncalar gibi tepinip durursun
Tükürük yersin, sonunda su buharlaşır, kurur, bok olur gidersin.
Kısacası, avucunu yalarsın.
Avucumu yalamaktan dilim 4 numara zımpara, elim ise pürüzsüz...
Avuç tuzlu
Fazla tuz, kalbe zararlı
Hem tuzdan, hem de beynimin gönderdiği daha çok kan! emrinin keskinliğiyle, refleksif bir içgüdünün göğsümün sol tarafına gidip, muhitini lava bulamasından
Bilinmelidir ki, daha çok kan! er geç beyne ulaşacaktır, beyin hazırlıklı olduğunu sanacak kadar küstahtır
Can yanması da budur
Damarlardan kan değil, lav akmasıdır.
Lavların beyne ulaşmasıdır.
Montaigneden hareket edelim.
Mutluluğu aramak gereksizse eğer, bu durumda akla mutlu olanlara bakmak gelecektir.
Aranacak pek bir şey yok.
Anneme ve babama bakıyorum, mutlular.
Ben de mutlu muyum şimdi?
Onlar'a bakıyorum, mutlular.
Ben de mutlu muyum peki?
Yanlış benim biricik okurum.
Başkasının mutluluğuna bakarak ancak 31 çekersin, mutlu falan olmazsın.
Mutluluk simülasyonunu yaşar, gece ıslak uyanırsın.
Hissedeceklerin ise ıslak bir geceden sonra hissedeceklerinle -ilginç bir şekilde- son derece eşdeğerdir:
Korkunç bir haz duydum, rûyalarımı gerçek sandım, vücudumun tamamı titredi ve mutlu ve sıcak sona ulaştım.
Uyanana kadar.
Uyandıktan sonra, yapış yapış olmuş bir don, şort; ıslanmış çarşaflar ve rezil bir kokuya sahip olduğumu fark ettim. Tüm bunlar beni son derece huzursuz etti.
Bu da yetmedi, kendi pisliğimde çürüme duygusu, benliğimden nefret etme hali geldi, bacaklarımı karnıma doğru çektim, kendi pisliğimde kıvrıldım, kaldım.
Kendine gelene kadar.
Akabinde, kan malum uzvumdan beynime sıçradı. Sinirlenip derhal duşa girdim.
Mutluluk da böyle olsaydı
Duşa gir, altını üstünü değiştir.
Duşa gir, nevresimini değiştir.
Bitti!
Tertemiz bir beden,
Tertemiz giysiler
Ve tertemiz bir yatak.
Yepyeni bir uyku
Mutluluk bu değil.
Canımın içi
doğu algısı,
yingi ve yangı;
bok vardı her kavramın bünyesinde olumsuzunu da taşıdığını öngördün, aferin
Üzüntü yerine mutluluk diyeceğim bundan sonra.
Nasıl olsa üzüntü denilen şey sadece mutluluğun bünyesinde var.
Nasıl olsa üzüntü denilen şey gerçekleşmeyen mutluluk beklentisinden başka bir "şey" değil.
GevŞEYen sinirler
Tüm bu kavramları DNAlarımıza işleyen insanoğlunun evrimine incir yaprağımın altındakini sokayım çok affedersiniz.
Mecbur bırakılmış vaziyette hissediyorum şu an hissettiklerimi.
Neden mi?
Çünkü angut insan beyni böyle koşullanmış binlerce yıl boyunca.
Hep aynı hisleri duyup, hep aynı düşüncelere saplanmış.
Aşamıyoruz, çünkü evrim böyle bir şey.
Geliştikçe, eskiyi kromozomlara kazıyor evrim.
Mutluluk gibi
Zihne kazınan üzüntülerin olumsuzudur çünkü mutluluk.
Böyle evrimleşiyor bu kavram da zihinde.
Böyle DEViniyor.
Bünyeden bünyeye değişecektir ama ben bu lanet kavramın evrimle gelişeceğine inancımı yitirmenin e şiğindeyim.
Bize DEVRIM gerek!
Göreceğin üzere, hislerimden ve düşüncelerimden ötürü son derece huzursuzum.
Gecenin 01:15inde
kapı pencere açık,
giyinik vaziyette
klavyemle
sevişiyorum.
Sevgili okur;
Rica ederim, bu yazıyla muhatabiyetin sana: Bu yazıyı yazanı görsem ona amma garip garip bakardım he!
dedirtsin.
Sizinle okuşma fırsatımız çok olmuyor ne yazık ki.
Dolayısıyla böyle ulaşmak zorundayım size.
Kabulleniyorum,
Evet kabulleniyorum!
Kabullenmişlik hissedilenler üzerinde,
hiç ama hiç etkili değil.
Henüz...
Sabırsızım.
Evet.
Bırak da olayım ama di mi?
Mutluluk da böyle işte
Sabrın tükendiği anlarda gülümsemek de denebilir.
Mutlu olmak mı istiyorum?
Kalıtsal olarak.
Evet...
İstesem de istemesem de isteyeceğim mecburen.
Kafam düzülmekten değme orospulara taş çıkarır oldu şerefsizim.
Dedirtirdim,okuduğun yazıda benim söyleyemediklerimi harflendiren zavallı karakterime
Senin kafan ne alemde?
Berbat hissetmenin şerefine!
Erdem denilen havadisin içsel çalkantılarda bu noktalara ulaşması gerçekten,
Fandımentıl!
İnsanın kafasından geçen her şey ile barışık ve karışık olması böyle bir şey işte.
Bok var sanki
İyi Geceler!

I do play on the F key...
V
Listen to the
Voice of
V...
Voilà!
In
View, a humble
Vaudevillian
Veteran cast
Vicariously as both
Victim and
Villain by the
Vicissitudes of fate.
This
Visage, no mere
Veneer of
Vanity is a
Vestige of the ''
Vox populi'', now
Vacant,
Vanished.
However, this
Valorous
Visitation of a bygone
Vexation stands
Vivified and has
Vowed to
Vanquish these
Venal and
Virulent
Vermin
Vanguarding
Vice and
Vouchsafing the
Violently
Vicious and
Voracious
Violation of
Volition.
The only
Verdict is
Vengeance, a
Vendetta held as a
Votive not in
Vain, for the
Value and
Veracity of such shall one day
Vindicate the
Vigilant and the
Virtuous.
Verily, this
Vichyssoise of
Verbiage
Veers most
Verbose.
So let me simply add that it's
my very good honor to meet you and you may call me
V.
Uzun bir aradan sonra DA sayfana bakiim dedim neler olup bitio diye... nasil gidiyor? Baykal bir kac mail attim ama heralde pek zamani yok..
Ben hala brukseldeyim. DDB ajansinda staja basladim. Butun gun calisiorum. Hannah Fransaya dondu bile, yani tek basinayim. Haftaya da ev tasimam lazim . yani gunlerim cok garip gecio; saat 7 ye kadar ajanstayim, sonra eve donup temizlik ve karton yapiyorum. 7 agustosta Turkiye donuyorm,sizin bu yaz icin planiniz ne bilmiyorum, ama geldigimde umarim gorusuruz ..
Kendinize cok iyi bakin, ikinizide cok ozledim !
Sizi cok o
--
Yagiz Ozal Ekren (Rudy)
Mail : yagizozalekren@gmail.com
Deviant: [link]
--
HUGO Create Graphic Contest Round 10 // Theme: SimpliCity // For more info & to participate, surf to [link]
--
Clickety! C'mon!
--
ERAY YAŞAR
шнч ѕס ѕєяіоuѕ? Ceku Magazine !
Previous Page12345...Next Page